NİCOLAS POUSSİN Ersan Çağatay
17. yüzyılın en önemli Fransız ressamı Nicolas Poussin sanatta bir hareket olan, antik ve Rönesans mirasına dayanan Avrupa Klasisizminin kurucusu olarak varsayılmaktadır.
Poussin 1594’te Normandy, Les-Andelys’teki fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk profesyonel eğitimini evde almaya başlamış, 1612’de Paris’e gitmek ve burada m-Maniyerist ressam J. Lallemald’ın atölyesinde çalışmak üzere evden ayrıldı. Eğitimine genellikle kraliyet koleksiyonlarındaki İtalyan resimleri üzerine yapılan bağımsız çalışmalarla takviye yapıldı ve 1610’ların sonunda sözünü geçirir bir usta haline geldi. Bunun en iyi kanıtları Luxemburg Palas, Paris’te görevlendirildiği dekorasyon işi ve büyük başyapıtı Bakirenin Kibiri’dir. Ne yazık ki 1612-33 Paris dönemi çalışmalarından yalnızca Ovid’in Metamorfoz’u üzerinde yaptığı çizimleri günümüze kadar gelebilmiştir.
1623’te Fransız eğitimini Venedik resimlerinin duyguları okşayan ihtişamıyla zenginleştirdiği Venedik’e geldi. 1624’te ise, hayatının geri kalan kısmını, 1640-1642 yıllarında Paris’e yaptığı gezi dışında, geçirdiği Roma’ya geldi. Poussin’in Roma’daki yeni arkadaşları, Poussin’in bilgin ve entellektüel olmasında en önemli rolü oynayan klasikçi filozoflardı. İtalya’da 1620’ler Poussin için yoğun bir öğrenme ve aktif yaratıcı çalışma yıllarıydı. Dört yıl içinde genç bir ressam olarak en yüksek hedefine ulaşmayı başararak St. Peter Katedrali St. Erasmus Şehitliği’ndeki kilise için bir başyapıt yapması üzere görevlendirildi (1628-29). Bu süreçte, Avrupa’da zaten baskın bulunan, günümüzde Barok olarak bildiğimiz dinamik sitili elde etti. Bu dönem içerisinde bütün resimleri içinde en çok Barok olanını, İspanyol Hollanda’sındaki bir kilise tarafından sipariş edilen St. James’e Görünen Sütundaki Bakire’yi üretti. Fakat bu çalışma Valenciennes’e değil, Cardinal Richelieu’nun koleksiyonuna, ardından da XIII. Louis ve Louvre’ye ulaştı. Poussin son derece rekabetli olan Barok alanındaki başarısızlığıyla yıkıldı ve hayal kırıklığına uğradı. Bir daha bu stili çalışmadı.
Kısa bir buhran döneminden sonra Romalı arkadaşlarının desteğiyle daha kısıtlı ve entelektüel olan bir gelişime yöneldi. 1629 yılında ev sahibinin kızıyla evlendi. 1624-1630 ilk Roma sürecindeki çalışmalarında genel olarak mitolojik temalar, aşk, doğayla armoni içinde bulunan şiirsel bir ilham ve kaygısız mutluluğu karakterize etti.
Bunu takip eden on yıl içerisinde tarih Poussin’in çalışmalarının ana konusunu oluşturdu. Sanatçıyı insanların tinsel özelliklerini açığa vurdukları durumlar cezbetti. 1630’lardaki resimlerinde kompozisyonlar kompleksti ve sahnedeki klasik trajediyi hatırlatan birçok karakterin birleşiminden oluşuyordu. Poussin özel bir kutu ve mum figürler kullanarak kompozisyonlarını oluştururdu. Daha sonra eskizlerini çizmeye başlar ve ancak bundan sonra boyamaya geçerdi. Dönemin en iyi bilinen parçaları Pyrrhus’un Kurtuluşu (1634) ve Scipio’nun Asil Özverisi (1640)’dir. Döneminin en popüleri de Cardinal Richelieu tarafından görevlendirildiği çizimleriydi. Bunlardan biri, günümüze kadar gelen Neptün ve Amfitrit’in Zaferi (1634)’dir. Bu resimler kilise sarayını dekore edecekti ve bu faktör Fransa’da Poussin’e karşı olan ilginin arttığını gösteriyordu. 1630ların ikinci yarısında ise, Paris’teki genç ressamlar Poussin’in stilini takip etmeye başladılar. Kral’ın görevlileri de sanatçıyı Fransa’ya çağırdılar fakat Poussin acele etmedi. Fransa’ya ancak 1840’ta, kralın tehdidiyle geldi. Paris’e varır varmaz kralın saraylarındaki sanat eserleriyle ilgilenen kişiyle bir randevu ayarlandı. Bu olay diğer kraliyet sanatçılarında büyük bir kıskançlık oluşturdu ve bu karşıtlığa Vouet liderlik etti. Poussin sonraki iki yıl içerisinde sunaklar için resimler, Richelieu için tuvaller yaptı ve Louvre Büyük Galeri’deki dekorasyon işlerini yönetti. Kin ve kıskançlık duyulmaya daha fazla dayanamayıp işini bitirmeden Roma’ya kaçtı. Sanatsal ve tinsel düşünceleri monarşi yanlılarınınkiyle uyuşmazlık göstermekteydi.
1642-65 son Roma döneminde de Poussin çalışmalarına aynı şekilde devam etti. Bu dönemin en önemli çalışması Mevsimler Serisi (1660-64)’dir.
Poussin’in çalışmaları Avrupa sanatının sonraki dönemlerdeki gelişimini etkilemiş; antik Yunan ve Roma mitolojisi üzerindeki sözünü geçirir yorumları, XIX. yüzyıla kadarki Avrupa sanatı üzerine izlerini bırakmıştır.
GERMANICUS’UN ÖLÜMÜ (The Death of Germanıcus)
Germanıcus kuzeyden döndükten kısa bir süre sonra, Perslerin istilaya hazırlandıkları haberi geldi.Tiberius derhal evlatlığına Asya’ya gidip onlarla savaşmasını emretti,ama Germanıcus’a olan kıskançlığı hala sürüyordu .Söylenildiğine göre, görevlisi Piso’ya genç prensi öldürmesi için gizli bir emir vermiş.
Zavallı Germanıcus, bu kötü amaçlardan habersiz Piso’nun verdiği bir kadeh zehiri içti ve kısa bir süre sonra öldü. Askerleri o kadar öfkelendiler ki, kaçmayı başaramasaydı katili öldüreceklerdi.
Soylu prensin öldüğü Antioch’da halk onun yasını tuttu. Görkemli bir cenaze töreni yapıldı, külleri bir kaba koyularak İtalya’ya geri götürmesi için Agrippina’ya verildi. Germanıcus’un düşmanları bile, onun can verdidiğini duyduklarında üzüldüler ve günler boyunca onun hatırasına saygı göstermek için savaşmayı kestiler.
Üzgün Agrippina ve onu izleyen altı küçük çocuğu, kocasının külleriyle birlikte Roma’ya döndü. Onu büyük bir kalabalık karşıladı; gemiden, Germanıcus‘un küllerinin koyulacağı Augustus’un mezarına doğru yavaşça ilerlerken kalabalık ona ağlayarak eşlik etti.
Tiberius bile üzgün olduğunun düşünülmesini istiyordu. Agrippina huzuruna çıktığında Piso ve karısını, kocasını zehirlemekle suçladı, imparator ikisini de haince terk etti. Birkaç gün sonra Piso kalbi bir kılıçla deşilmiş halde bulundu. Kimse bunun nasıl olduğunu tam olarak bilmese de, Romalıların çoğu onun Tiberius’un emriyle öldürüldüğüne inanıyorlardı.
Germanıcus’un ölümünün ardından, Tiberius her tarafa saldırdı, kendini zalim ve günahkar bir canavar olarak gösterdi. Kendisi kadar kötü niyetli uşaklar seçti kendine. Muhafız alayı olarak bilinen Pretoria Birliği kumandanı Sejanus onun sağ koluydu. Bununla birlikte, Sejanus, İmparatorun oğlu Drusus’u gizlice zehirleyecek kadar da nankördü; fakat herkes genç prensin doğal bir sebepten dolayı öldüğünü sanıyordu.
Sejanus, zalim olduğu kadar da hırslı biriydi. Kendini Tiberius’a sadık gibi gösterirken, İmparatoru yerinden etmek onun yerine hükümdar olmak istiyordu. Efendisini, çok güzel bir iklimi olan ve emirlerini oradan rahatlıkla Roma’ya gönderebileceği Capri adasında dinlenmeye çekilmesi için ikna etmeye çalışıyordu.
Sejanus, Roma’da tek başına bütün iktidarı ele geçirdiğinde, kendisinin ki gibi yolları benimsemiş bütün insanları öldürdü. Kurbanları arasında Germanıcus’un birçok arkadaşı ve ölen kahramanın çocuklarından bazıları da vardı. Germanıcus’un dul karısı Agrippina, Akdeniz’de çorak ve kayalık bir adaya sürüldü. Orada açlıktan ve susuzluktan öldüğü söylenir.
29 Ekim 2007 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder